DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ

OSTEOPAT NEdir

   Beslenme konusunda doğru bilgiye sahip olmayıp da laboratuarda bazı sermaye guruplarının maksatlı ve yönlendirici araştırmaları sonucu ortaya çıkan, bilimsel gerçeği olmayan bilgileri, insanların sağlığını hiçe saymak suretiyle yapılmış çalışmaları. İnsanlara kepek ekmeği yiyin, tam buğday yiyin, kalp dostu margarin tüketin, süt için, bol bol protein almak için baklagiller yiyin gibi yanlış yönlendirme ve bilinçsiz yapılan diyetler. Sanırım biraz şaşırdınız!

   Eski yıllarda insanlar buğdayın kepeğini değirmende ayrıştırıyorlar, unda kalan kalıntı kepeği ise ayrıca eleyerek yememe yoluna gitmişler. Kepeği ise hayvanlara yedirmişler. Peki neden yapmışlar bunu. İşleri yokta ondan mı?. Eskiden laboratuarlar mı vardı. Binlerce sene deneme yanılma yoluyla birçok doğru bilgiye ulaşmışlar. Şimdi ne deniyor; kepekte B vitamini var sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı giderir, metabolizmayı hızlandırır. Ama kepekte lectin, glüten ve gliadin gibi bol miktarlarda toksin maddeler bulunuyor. Bağırsağımıza giren bu maddelere karşılık reaksiyon oluşur. Bir an önce bu toksin maddeleri atmak için hızlanmaya başlar. Kolay büyük abdeste çıkmaya yaradığı düşünülür.

   İnsan, Hayvan ve Bitkilerin genetiğinde üreme ve çoğalmaya yönelik bilgiler vardır. İnsan ve hayvan ya savaş yada kaçma yoluna giderek bir şekilde kendini korur.    Ya bitkiler? Bitkilerin çoğalacağı yer neresi? Nasıl neslini devam ettirecekler. Hiç bir yaratık ben yetişeyim ve beni birileri yesin diye düşünmez. Tahıl ve baklagiller nasıl çoğalırlar? Tabi ki tohumları sayesinde. Tohum şunu düşünür; bir böcek beni yutsun, uzağa taşısın ve bende salgıladığım toksin maddelerle böceğin bağırsağını parçalayıp, böceğin immün sistemi çöksün, enerjisi bitsin, ölsün ve bende toprakla buluşup orada yetişeyim, neslimi devam ettireyim ister. Tahıllar; lectin, glüten ve gliadin gibi toksin ve allerjen maddeler salgılar. Baklagiller ise bol miktarda saponin ( sabun) salgılar.
   Bu toksin maddeler böceğin ölümüne neden olurken, bizimde bağırsak sistemimizde tahribat açar. bağırsak florası bozulur, kana geçmemesi gereken maddeler kanımıza geçmeye başlar. İmmun sistemimiz alarma geçer. Vücutta enflamasyon başlar. Enflamasyonu önlemek içinse kolesterol (vücudun doğal antibiyotiği) üretilir. Bu durum uzun sürerse birçok hastalık meydana gelmeye başlar. Geçirgen bir bağırsağa sahipsek, kanımıza mantarlar ve bakteriler geçmeye başlar.                Bakteriler özellikle kanda bulunan demirle beslenirler. Sonuç olarak da DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ oluşur.

   Uygulanan yanlış rejim, et yememek, koyu renkli sebze ve yeşilliklerin alınmaması. Hazır gıdalarla beslenmek, çok fazla omega 6 ( ay çiçek ve mısır özü yağları )alımı, asidik yiyecekler, yeterince zeytin yağı almamak, omega 3 tüketmemek demir eksikliği anemisi nedenlerindendir.
   Bunlar dışında nadir de olsa kansızlığa neden olabilecek durumlar vardır. Alyuvarların idrarla atılması, sürekli aspirin kullanmak, parazitler, kurşun zehirlenmeleri gibi. Özellikle inek sütü, demirin emilimini azaltır.
   Kanda kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar) bulunur. Bu kan hücrelerinin yapısında oksijenin taşınmasını ve bu hücrelerin kırmızı olmasını sağlayan hemoglobin bulunur. Demir kandaki hemoglobine bağlanır ve oksijenin taşınmasına yardımcıdır. Nefes alırken akciğerdeki oksijen, bu hemoglobinin yapısına bağlanarak taşınır.      Bu hemoglobinin kanda bulunması gereken miktarın altında olması sonucu kansızlık (anemi) ortaya çıkar.

   Anemide, kanın oksijen taşıma kapasitesi azaldığından, dokulara taşınan oksijen miktarı da azaldığı için doku hipoksisi gelişir. Hipoksi sonucu, doku ve organların fonksiyonları bozulur; bundan dolayı aneminin belirtileri pek çok sistemde ortaya çıkar; özellikle kalp, kas ve sinir sistemi belirtileri önemlidir. Demir eksikliği anemisi çeşitli nedenlere bağlı olarak vücuttaki demir miktarının normal değerlerin altında olmasıdır. Demir eksikliğinde demir depoları kan yapımı için yetersiz olduğu için anemi gelişir.

   Demir depolarının azalması halinde ince bağırsak da gerçekleşen demir emilimi azalır. C vitamini demir emilimini arttırır, çay ve kahve demir emilimini azaltır
   Halsizlik, iştahsızlık, inatçı baş ağrıları, kol ve bacaklarda uyuşmalar, nefes darlığı, çarpıntı hissi, ağız ve dilde yanma hissi, dudak kenarında çatlaklar, yutma güçlüğü gibi belirtiler görülür.

   Spor yaptığı halde kilo veremeyenler için
   Ne yapsalar da kilo vermekte zorlanan kişilerin uyguladıkları fizik aktivite de etkisiz ve yetersiz olabilir.Örneğin 20 dakika yürüyüş süresini 60 dakikaya çıkarmaları gerekebilir. Kanda yeterli oksijen olmayacaktır. Dolayısıyla da enerji harcamaları oldukça düşük kalacaktır. Kilo vermek isteyenler de mutlaka karaciğer ve pankreas yağlanması vardır. Yani insülin direnci gelişmiş demektir. Göbek yağlarını yani iç organların yağlarını en iyi yakma yolu yürüyüş ve yüzmedir. Bunu da aç karnına yapmak ve 1-2 saat sonra yemek yemek daha uygun olacaktır. Bizler fizik aktivitelerin artırılmasını öneriyor. Ama en önemlisi insülin direnci devam ettiği sürece kilo vermek mümkün değil.

   Evde oturan, yol yürümeyen çay ve kahvenin yanında pasta, bisküvi, ekmek, pilav, makarna, baklava, börek simit veya poğaça gibi besinleri tüketmemeliyiz.
   Az az, sık sık yemeyi değil, günde 2 öğün yemeyi, öğünlerin arasında 5-10 saat süre geçmesi gerektiğini öneririz.
   Aç kalarak veya düşük kalorili bir diyeti uyguladığınızda kilo veriliyor, fakat beyinde ‘vücut kıtlık içinde’ algılaması oluşuyor ve beyin metabolizmayı yavaşlatıyor.      Besin bulamazda aç kalırım, büyük savaşlar olur ve büyük yıkım ve yağmalardan kaynaklanabilecek aç kalma dürtüsü hepimizin epigenetiğinde mevcuttur. Böyle bir diyetten sonra bir miktar kilo verilse bile normal yemek alışkanlıklarına geçer geçmez beyinden hemen vücut tekrar kıtlığa girebilir diye depolama mesajı geliyor.      Yani beyinden ‘yiyin depolayın, vücudunuz bir sonraki kıtlık için hazır olsun’ diye uyarı geliyor. İşte yemeklere saldırıp sürekli yemek yeme duygusu da böyle gelişiyor. Yani vücutta demir eksikliği varsa kilo verilemiyor!

   Şu belirtiler olabilir:
   Eğer hastalık ilerlemiş ve şiddetli ise halsizlik, solukluk, yorgunluk,baş ağrısı, iştahsızlık, kabızlık gibi durumlar oluşur. Fiziksel bir aktivite sırasında çarpıntı, nefes almada güçlük, çabuk yorulma hastalığın şiddetine göre ortaya çıkar. Hastalar pika toprak ya da kil gibi yiyecek olmayan maddeleri yemek ister. 
   Diğer bazı belirtiler ise:
   Baş dönmesi, kulak çınlaması, tırnakların kaşık şeklini alması ve çatlaklar oluşması, ağız köşelerinde ülserasyon ve fissurlar, ağız kenarında çatlaklar oluşuyor.      Dilde kızarma, yanma, çatlak ve kabarcık oluşumu, dil papillalarında düzleşme. Yutarken zorlanma hatta ağrılı yutma olabilir.
   Demir eksikliği olan çocukların yürümesi, oturması, konuşması gecikir. Bu çocuklarda davranış bozukluğu ortaya çıkar ve öğrenme güçleşir. Bağışıklık sistemi zayıflar ve hastalığa yakalanma ihtimali oldukça fazladır.

   Demir hangi besinlerde bulunur: Demir ette ve bitkilerde bulunur. Karaciğer, kırmızı et, dalak, yumurtanın sarısı, yeşil sebze, fındık, Antep fıstığı, kuru üzüm, pekmez demir bakımından zengindir. Ayrıca ette bulunan demir daha kolay emilir. Bu yüzden etle beslenmek demir ihtiyacı bakımından önemlidir. Burada marketten alınan suni tavuklardan bahsetmiyorum. Eti sebze ve yeşilliklerle alınması çok daha uygundur.

   Sağlık, sahip olduğumuz en büyük değerdir. Bu yüzden sağlığımızın değerini, kaybetmeden önce çok iyi bilmeliyiz. Yaşadığımız şu çağda, sağlığımızı olumsuz etkileyen sayısız etmen ve hastalık vardır.

   Eğer sağlığınızla ilgili bir sorununuz olursa, tedavide insana bütüncül yaklaşan doğru uzmanı bulmanızı tavsiye ederim. 


   Uzman Osteopat Hasan ASMATÜLÜ